Perşembe, Nisan 28th, 2011

Şizofren Replikler-2

4
Günaydın,
kime
bakmıştınız ?
Come On (: »

Perşembe, Nisan 28th, 2011

Şizofren Replikler-1

1
sen…
şey,
pardon,
senin
adın
neydi ?
Come On (: »

Salı, Şubat 15th, 2011

Unutulmayınca Hatırlanma İhtimali Olmayanlar!

önce bilemedim, tanıyamadım geleni,
baktım,baktım,baktım…
bilmiyorum neden baktım,
tanımayacağımı bile bile.
insan daha önce gördüğü birşeyi
tanıyabilir belki.
daha önce görmediği şey,
gördüğü an da, ilktir onda.
o ilkten sonra görürse tanır belki.
belki severse gördüğünü ilk anda,
unutamaz da.
daha sonra gördüğünde anımsayıp
tanıma ihtimali kalmaz böylelikle.
hiç unutulmayan birşey, hatıra girmez gelince,
hatırdan çıkmayınca.

birşey geldi.
baktım,baktım,baktım…
tanıyamayacağımı bile bile
çok kez baktım.
birşeyleri andırıyordu,
ama değildi birşeyler,
benziyordu.
gökkuşağı-hayat gibi,
nefes-can gibi…
tam çıkartamadım ilk başta
andırdığı şeyi,
sonra aklıma geldi birden,
an-ın telaşından unuttuğum
aklımdan çıkmayan bir beden.
O.
ve gidişi.
neye benzediğini bildim, gelenin.
an-ın telaşını üstümden atıp,
aklımdan çıkmayan, aklıma girdiğinde.
gidişi gibiydi, gelen ölüm.

Celal Yıldız
20:58 / 14 Şubat 2010

Kategori Şiirler | Yorum Yaz »

Çarşamba, Temmuz 28th, 2010

not defteri!

hergün yabancılaştığım bir evrende yaşamak ne de hoş! sen varsın, ben varım, sen kimsin ? hayatımda bir “sen” in olduğu an-larda mutlu muydum, huzursuz mu tam olarak hiçbir zaman anlayamadım. önce güzeldir herşey, sonra yavaş yavaş sıkmaya başlar, patronunu görünce kravatını daha da sıkan bir işçi gibi, bilgin işçiler! n’apalım düzen diyen diller, dillerden düzene dökülen küfürler! hep aynı sonuç, hep aynı işleyiş, hep aynı başlangıç. değişen birşey var değişmeyen dünyadan başka. bilemiyorum tam olarak, tam olarak anlayamadığım gibi insanları. peki ya sonra diyen dillerdeki çaresizlik, sonra derken bile sonrasından beklediği beklentisizlik. yalan. hepsi bu mu ? sence hepsi bu mu ? yani bütün dünya, olmadığın kadar, sen bir yalandan mı ibaretsin, ben onlarca yalanın karşısında ne kadar gerçeğim. ardına bakmadan yürüdüğüm yollar gibi, ardıma bakmadan yazıyorum. biliyorum bakarsam düzen durduracak beni. noktalar, virgüller, noktalı virgüller, ünlemler!… oysa şimdi istediğim gibi, istediğim yere koyuyorum noktalama işaretlerimi. kağıda yazmıyorum bunları, bilgisayarımdaki o çok bilmiş word’e de. izin vermeyeceğim müdahele etmesine. nerden sonra büyük harfle başlayacağımı ben biliyorum. keşke hiç bitmese çayım ve bunu hep bilse annem! çok mu yazdım, az mı yazdım, ne kadar anlamlı ne kadar anlamsız hiçbir fikrim yok. daha ikinci satırındayım “not defteri” nin. sizde bilirsiniz entıra basmayınca aşağı satıra geçmek bilmez bu. öyle çok isterken birşeyleri, öyle az çabalamak ne kadar akıl karı bilmiyorum ve konudan konuya atlamak yerine noktayı koymak daha hoş olur sanırım (düşünüyorum).

22:29 28 Temmuz 2010
Celal Yıldız

Salı, Mayıs 25th, 2010

Sır-rım!

sirrim
sır-rım!
korkağım ben kabul ediyorum.
bütün gemiler yanmış okyanusunda,
gördüm!
bütün gerçekleri yalan yapmışsın,
gördüm!

sır-rım!
korktum ben kabul ediyorum.
hastane duvarına asılmış
bir fotoğraf gibisin,
kusura bakma sessiz olamam artık.

yalan söylemedim sana, inan!
yalan değildi sevişmeler,
bilmelisin.
nefesim gerçekti,
sen gerçektin,
ben gerçektim…
ben, inan bana, ben,
hiç mi hiç yalan değildim.

hiç bu kadar gerçek olmamıştım,
onca yalanın girdabında.
hiç sen olmamıştım,
benliğin ben olduğu noktada.

sır-rım!
sırrımsın sen.
biliyorsun bunun açılımını.

sana hiç yalan söylemedim,
yalan, hiç söylemedim sana,
korkarken gerçektim,
severken gerçek,
o kadar gerçektim ki sana karşı,
sensizliğin bu kadar ağır olması,
bundandı sanırım.

sana gerçektim ben,
bana bir sır-dın sen.
duydum, gördüm, bildim…
ben yokum artık
gerçekliğinde.
ben olmadım belki
gerçeklik evreninde.
ama yalancı değilim ben.
ben, en az sen kadar gerçeğim, bak.
sen kadar yalanım.

sır-rım!
korktum,
korkmuştum.
sana yalan söylemedim.
belki ben yalandım,
ama yalan söylemedim.

ben sen arefesindeydim,
sen, sensizlik.
hastane duvarına asılmış
bir fotoğraf gibiydin.
ne sensiz olabilirim artık,
ne sessiz.

sır-rım!
anlama beni,
sevme de,
ben sensizliğin merkezinde,
ölüm arefesinde,
sabaha az kaldı inan,
ölüme az,
bana az,
sana az,
biz…
biz olamadım heralde ben,
o yüzden
bizsizliğe az.

sen
bir fotoğraf sessizliğinde,
ben bir ölüm.

sır-rım karşımda durma,
yalancı değilim ben,
belki gerçek hiç.
ama ben,
ben,
ben…
neyse artık…
sensizliğin son evresi,
fayda etmez ölüme…

01:12 / 24 Mayıs 2010

Kategori Şiirler | Yorum Yaz »

Salı, Nisan 13th, 2010

Paradoks Cinneti!

paradoks
birşey var,
olması gerekenden çok.
benden az,
benden bir parça,
benden sen gibi,
birşey var.

gördüm.
gözlerimle değil belki,
ama gördüm ben
görmem gerekenleri.

görmem gerekenler neydi ?

sen miydim ben,
sen miydin sen,
sen miydi bütün kainat ?

gözlerim,
gördüklerinin gerçekliğinde
yanıltmadı belki.
belki gözlerim,
yalanların gerçekliğinde,
yalanı gerçek diye bildi.

eğer gözlerim yanıltmadıysa beni,
gerçeklik bu.

eğer gözlerim yalanların gerçekliğinde
unuttuysa gerçeği,
bu, en âlâ yalan!

inan bana yalan da olsa,
gerçek bu,
yalanın had safhasında.

sen miydi yalan,
sen miydi gerçek,
sen miydin kainattaki bütün ikilemler ?

dudaklarımı kanattım ısırmaktan,
kanattım bendeki bu yarayı.

inan dert değil akan kan,
kan dert değil inan,
ikilemlerde yanan can,
yürekti acıyan,
bırak can-la oynamayı canan.

can-ı can yapan canan hani ?

sen miydin canan,
sen miydin can alan,
yapma! inan dokunur ateşlerde yanman.

senden önce ben vardı,
senden sonra sen.

ben kavramı kalmadı.

kalmayan ben-ler ülkesinde,
bir sen.

sensizliğin sen evreninde,
bir sen.

bensizliğin son evresinde,
bir sen.

anlatsana artık sen-i, kimsin sen ?

Celal Yıldız
21:55 / 13 Nisan 2010

Kategori Şiirler | Yorum Yaz »