Cumartesi, Mart 13th, 2010

Tiropikal Meyveler Ütopyasında-1

Bana seni anlatsana…
ben ne biliyim nasıl anlatacağını, bi yerden başla işte. Ama bak yirmibeşinden başlama şimdi, yirmiyedinde değil misin sen ? ben n’apıyım senin son iki yılını.
Bana kendini anlat.
Böyle derin derin ama.
En başından.
Siktir et şimdi terbiye kurallarını felan, terbiyeli kitaplarımın arasına sıkıştırdım onu, duruyor kitaplıkta. Bak ne biz görebiliyoruz onu… o zaten göremez ki bizi, değil mi ?
Hadi anlat şimdi.
Biliyorum kaç yılında doğduğunu, yaşını bildiğime göre.
Bana iş başvurusu yapar gibi, anlatma kendini.
Anlaşılan rahat değilsin sen benim yanımda.
Dur ben anlatıyım o zaman o boş, sikindirik geçmişimi.
Terbiye kurallarının içine sıçacağımın işaretlerini vermiştim daha önce, kimse kusurama felan bakmasın. Bakan olursa da bu noktada bıraksın.
Şimdi şurdan başlayım o zaman.
Hmmm…
Dur dur nerden başlayacağımı unuttum…
Buldummm…
Evet evet buldum.
Senden başlayım anlatmaya kendimi.
Böyle birgün otobüs bekliyorum, nadir anlardan biri yani. Eve otobüsle gitmemde.
Neyse…
Sonra önümde bi kız, nasıl tatlı ama anlatamam, bakmaya kıyamıyorum, o yüzden fazla hayallere dalmadım, bilinçaltıma alıp. Sonra bi baktım onun önünde de bi kız. Böle nasıl ama anlatamam. Yani cidden anlatamam. Yüzünü göremedim aslında. Muhtemelen evlere, dükkanlara badana, boya işlerine gidiyor. Yani ancak badana ,boya işi yapan birinin yüzü bu kadar boya olabilir. Şöle bi süzdüm onu, baktım. Aslında yüzünü görmesem, bilinçaltıma cuk diye otururdu böle. Yani bi işe yarardı bilinçaltımda. Ama neyse onuda siktir ettim. zaten altıncı sıradayım, baktım onun önündekilerde iş yok. Bide arkaya bakıyım dedim, etrafa bakınır gibi yapıp, süzecem aklımca. Arkamı bi döndüm…
….
Üfffff….
Dedim kendi kendime.
Hemen bi replik geldi aklıma.
“Allah’ım sana geliyorum…”
Dedim ki olamaz böle bişey, mümkün değil yani.
Yeryüzünde böyle bir canlı türü….
Yok yok, inanamadım ilk başta.
Yani, o dedim bu havayı soluyorsa, ben bırakıyorum aga.
Zaten o bi iki-üç yıl daha yaşarsa, diğer canlılara oksijen felan kalmaz.
Yok böle bir şey.
Ben diyim ikiyüz, sen de ikiyüzelli, bir başkası desin üçyüz kilo.
Benim altıya sekiz oda perdemden yaptırmış bi elbise.
Muhtemelen iki sıra önümdeki kızla aynı yerde çalışmışlar.
Ama bu işi bilmiyo heralde, baya bi sıçratmış boyaları suratına.
Bide it almış kucağına, kendisiyle aynı kokonalıkta.
Biliyorum şoför almam diyecek ilk başta o iti.
Aslında it bahane, adam o canlı türünü almak istemicek.
Canlı türü ısrar edecek, tartışmaydı, bağrışmaydı felan derken işin boku çıkacak.
Ben otobüse felan binmekten vazgeçtim o ara.
Bi sıra önümdeki kızın tatlılığı bile engel olamadı o sıradan çıkmama.
Neyse çıktım.
dedim hazır sıradan çıkmışım, gidiyim bari, nedjima beni bekler.
Onu gördükten sonra sağa sola bakıp insan süzecek halim felan kalmadı.
kafam önde yürüdüm yüzelli metreyi. Ondan bir tane daha görürüm korkusu ile.
Gittim.
Birdi, ikiydi, üçtü, dörttü derken, ben beş birayı bulmuşum.
Yine girmişim isyan moduna, neden girdiğimi bilmeden.
Kafam önde, her zamanki gibi.
Sonra bi ara aklıma
etrafımda kimler var, kimler yiyişiyo, kimler konuşuyo gibi sorular gelmeye başladı.
Cevap hazır duruyo etrafımda.
Her şey kafamı kaldırmama bakar.
Bi kaldırdım.
Üç çift yiyişiyo, masanın birinde beşli bi grup gayet sakin sohbet ediyo. İki kız arkadaş gelmiş karşılıklı sohbet ediyo, bi çiftin ilişkisi daha yeniydi heralde napacaklarını bilemez bir şekilde oturup, ikiside birbirinin ağzına bakıyo felan derken, yeni satıra geçmeli burası mühim bir nokta.
Bi baktım sen.
Böle ben gibi.
Sanki seninde otobüs sırasında önündeki yakışıklı çocuk, engel olamamış arkandaki insandan bozma yaratığı gördükten sonra sıradan çıkmana. Sanki seninde beşinci biran. Sanki sende kafanı ilk defa kaldırmışın gibi önünden.
Ne güzel göz göze geldik birden.
Sonra senin tekrar kafanı öne eğişin.
Benimse “belli ki sevgilisiyle tartışmış, masada telefon, özür mesajı bekliyor.” kurgusunu kurup kafamı öne eğişim.
Sonra garsondan son bira niyetiyle altıncıyı söyleyişim.
Garsonu çağırmak için kafamı kaldırdığımda ayağa kalkmış, senin açından bana doğru ilerleyen seni görüşüm…

Devamı ? ? ?
Yok şimdi olmaz.
Uyusam mı ?
Sen de uyuyacak mısın ?
-Evet.
Aaa bak sen şu tesadüfe, kader işte.
Şey diyorum.
Beraber mi uyusak, boşa bozulmasın şimdi senin yatağın.
Bak kanepe. Sen, ben.
Vallahi kötü bi niyetim yok.
Her şey daha çok yeni.
Tamam mı dedin ? ? ?
Tamam yani ? ? ?
Yani bildiğin sarılcam ben sana, sen bana.
Böyle uyucaz ölemi ?
Zaten şu an uyumaktan başka ne düşünebilirim ki ?
Bak hazır yatağım.
Kanepe, yastık.ben.
Hadi gel.
Sarılcam dedim ama kusura bakma,yüzümü dönmezsem duvara uyuyamıyorum.
Sen sarılırsın artık bana.

Her şey yeni başlıyor…

Celal Yıldız 02:00 12 Mart 2010

Kategori Şiirler | Yorum Yaz »

Cuma, Ekim 23rd, 2009

İzin-2

senin
beni
sevme
ihtimalini
göz
önüne
aldığımızda
benim
seni
sevmem
hiç de
kötü
birşey
değil
aslında…
Celal Yıldız
14:08 / 23 Ekim 2009

Kategori Şiirler | Yorum Yaz »

Salı, Ekim 20th, 2009

İzin-1

pardon,
heyyy! …
bi bakar mısınız?
ııııııı…
şey…
aslında…
neyse, unutun gitsin…
pardon! ! !
pardon zaten bakıyormuşsunuz
şeyy…

sizi sevebilir miyim?

Celal Yıldız
23:45 / 20 Ekim 2009

Kategori Şiirler | Yorum Yaz »

Pazartesi, Ekim 19th, 2009

Hoşçakal

Önce hoşgeldin,
sonra gelmeni hoş görmedin, gittin…

Celal Yıldız
23:08 / 19 Ekim 2009

Kategori Şiirler | Yorum Yaz »

Cuma, Eylül 11th, 2009

Devrik

 

üşüyorum
son bir kez
tut
ellerim soğuk
yüreğim kadar
hayır değil.

düşüyorum
son bir çaba
uzat
dallar kırılgan
yüreğim kadar
evet.

ölüyorum
son kez
dur
yüreğim soğuk
ellerim kadar
hayır değil
hayır olan ne
ne hayra yorulacak
sensizlik
ölüm.

cümleler
devrik
düzeltemiyorum
hayat gibi
hayat
bir düş
ölüm ani…

Celal Yıldız
14:56 11 Eylül 2009

Kategori Şiirler | Yorum Yaz »

Salı, Eylül 8th, 2009

Harabe

gönlümün harabelerinde
ufacık-daracık
bir yer açtım sana
bir yer gönlümün ortasında
harabeler batağında
gel,gir,otur harabeme
sen seversin sevgiyi,düzeni
seversin bir harabeden
cennet eylemeyi…

Celal Yıldız
01:09 / 8 Eylül 2009

Kategori Şiirler | Yorum Yaz »